ALAYBEY KARAOĞLU İÇİN...
1970'li yıllann ortalarından başlayarak on, onbeş yıl süren süreç aslında sadece resim sanatının değil, diğer sanat dallarının da çok önemli bir repertuvar yarattığı, belki de Cumhuriyet'in 30'lu, 401ı yıllardan sonraki en önemli dönemlerinden birisidir. İlginçtir, eş zamanlı siyasal, sosyal ve ekonomik ortamla tamamen zıt bir olgusal sürecin yaşandığı o yıllarda, bu olumsuz sosyo-politik ve sosyo-ekonomik koşullar sanatçı ve sanatsal ortamını inanılmaz bir şekilde olumlu yönde etkilemiştir. Sanatçı, yaşadığı tüm olumsuzlukları, yaratıcı coşku, kavramsal üslup ve nicelik olarak eserine yansıtmıştır.
Bu yıllarda, olgun dönemlerini yaşayanlar olsun, gençler olsun, sanatçılar, sanatın para ettiği ya da edeceğini gören ileri görüşlü spekülatörler, sanat galerileri ve bugün olmayan sayıda sanat yayıncıları zengin, renkli bir sanat ortamının oluşmasını sağlamışlardır, işin bir başka ilginç yanı da, artık bu yıllarla birlikte yaklaşık yarım yüzyıldır, sanata doğrudan destek veren devletin devreden çekilmesidir. Ancak bu nokta da döneme egemen olan liberal fırsatçı ekonomik görüşler sanata da yansımış ve devletin boşalttığı alanı özel sektör doldurmuştur. "Piyasa ekonomisi" ve "sponsor" kavramlarının sanat sözlüğüne girdiği bu sıralarda sanatçıların ekonomik olarak tatmin olması sanat eseri nitelik düzeyinin de yükselmesine yol açmıştır. Ve tüm bu değişimler de Türk resminin, 19801i yıllar boyunca koruyacağı, yüksek verimlilik gösteren çok soluklu, çoğulcu biçimde ve yaratıcılıkta sınır tanımayan, yüzü dünyaya dönükj kendisini tüm toplum katmanlarına tanıtabilmiş ve büyük ölçüde de kendini ispatlamış olan niteliksel düzeyi oluşturmuştur.
19801i yılların başlarında, sözünü ettğimiz düzeydeki sanat ortamının yaratılışında tartışılmaz katkıları olan kurumlardan birisi de sanat eğitimi veren okullardır. 19. yüzyılın sonlarından itibaren sanatçı yetiştiren ve sanat ortamına büyük katkıları olan "Sanayi-i Nefise" den sonra hiç şüphesiz en önemli sanat eğitimi kurumu "Gazi- terbiye Eğitim Enstitüsü" dür. Yetişdirdiği sayısız eğitimci ve sanatçı ile Cumhuriyet Türkiyesi'nin eğitim ve kültür çatısını çatan bu okul, kurulduğu günden bu yana her dönemde belirleyici bir rol oynamıştır. Daha sonra, yani 19801i yıllann başında, üniversiter bir yapıya kavuşturularak akademik ve sanatsal yol haritasına yeni bir şekil kazandırılmıştır. Yukarıda sözünü ettiğimiz dönemin oluşmasında etken unsurlardan birisi belki de en önemlisi, ortamın formasyonunu sağlayan, bu eğitim kurumu ve bu kurumda eğitimcilik yapan sanatçıları ile buradan yetişen o günlerin genç sanatçılarıdır. 19801i yıllların renkli, akademik ve artistik anlamda düzeyi yüksek sanat ortamına bir "Gazili" olarak giren genç sanatçılardan biri de Alaybey Karaoğlu dur. Fakülteden mezun olduktan hemen sonra bir eğitimci olarak yaşamına başlayan Karoğlu, yanısıra akademik ve sanatsal çabalarını da sürdürmüştür. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'nün kurucusu ve başkanı olan sanatçı, Türk eğitimine ve sanatına yüzlerce isim kazandırmıştır. Sanatçının son gördüğüm "Renkler ve Ritimler" adlı sergisinden bu yana, onun sanatı hakkında yazarken kullanacağım sözlüğün hatta retoriğin bile büyük ölçüde olduğunun farkına vardım. Santçmm yeni resimlerinin kazandırdığı yeni içeriksel ve artistik düzey bu bakımdan adeta yepyeni bir ifade dilini de zorunlu kılıyor.
Kanımca, kendisim yetiştiren 1980'li yılların başındaki "Gazi" sanat ortamının soyutlayıcı coşkusu hala varolmakla birlikte bu sergisinde, bu yolda yeni bir yaratıcı dinamizim-le yeni varyasyonlara girdiği de gözden kaçmıyor. Kuşkusuz bu sonuç hem kendi eğitiminin sınırlarım, hem de üs-lupsal biçimciliği zorlamaya çalışan yirmi yıllık bir birikimin baskısı olmalıdır.
Yeni yaptığı ve bu sergisine egemen olan resimlerinde yine farklı renk alanları ile, resme derinlik katma çabası sanatçının eskiden ben sıkı sıkıya sahip çıktığı bir üslup özelliğidir. Ancak yeni çalışmalarında bu renk alanları içinde seçtiği konunun egemen öğeleri gibi görünen "tekneler" ve kimi "denizciler" artık renk alanlarından sıyrılarak öne çıkmakta ve koyu, bazen de açık yüzeyde parlayan ifade noktaları olmaktadır. Eski resimlerindeki biçimi zorlayan, onu bozan, deformasyon tavrı ve anlamı biçimle başka yerlere taşıyan transpozisyon kaygısı artık o eski katıkla değil gibi. Aslında bu bir anlamda sanatçının katı üslupçuluğu yenerek pluralist bir derinliği keşfettiği de işareti. Çünkü artık resimlerinde belli belirsiz de olsa, bir figür resmetme arzusu bu işareti desteklemektedir. Bir iki fırça darbesi ile, küçük siluetler halinde görülen bu figür eskizleri onun üslubuna bir renk katmış görünüyor.
Alaybey Karoğlu'nun yeni resimleri artık daha renkli. Birkaç rengin sınırlı anlatım kaotiğinden kurtulan sanatçı, biçimle karşı gösterdiği toleransı tablolarını renklendirirken
de göstermiş. Bazen bir iki bazen de üç, dört kuşak halinde tablolarını enine renk alanlarına bölen Karaoğlu, bu renk katları arasında tasarladığı resmini oluştururken, çoğunlukla egemen mavilikler içinde sarıdan kırmızıya, yeşilden beyaza kadar renk paletini olabildiğince özgür bir biçimde kullanmıştır. Kirli ya da saf açık ya da koyu gibi kaygıları da yoktur. Bu yanı ile de bu tavır sanatçının genel sanat tavrım yani üslupsal bir katılığı değil de dengeli ve hesaplı bir resim alam yaratma düşüncesini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Alaybey Karoğlu'nun resmini kuru bir resim jargonu kullanarak izah etmeye çalışmak yanlış olur düşüncesindeyim. Ülkemizde çok sık değişen ve hayli de yoğun olan kültürel ve kavramsal entellektüel ortamın kuşattığı ve kaçınılmaz bir biçimde talebi olanı da etkilediği göz önüne alınırsa çok şeylerin yaşandığı son yirmi, yirmi beş yıllık deneyim süreci
sanatçı Alaybey Karoğlu'nun sanatına sanatın dışından gelen katkılar olarak oldukça yoğun bir şekilde etkili olmuştur. Bu bakımdan sanatçının resminin biçim dilinden çok arka plan ve içerik anlatımının çevresine bakmak lazımdır. Onun resminin tuval gerisinde kalan hikayesi, kanımca pek çok sanatçıda olduğu gibi, sanat dilinin anlam ve üslup kaynağı olarak çözülmesi gereken en önemli noktasıdır. Bu nedenle de sanatçının entellektüel birikimi ve yaratıcı yeteneği, sonuçlan bu sergisinde de görüldüğü üzere esas pay ve paydası ileride daha net bir şekilde görülebilecek olan bir plastik anlatım dilinin ipuçlarını ortaya koymaktadır.
Dr. Seyfi BAŞKAN